Önce bir düzeltme; Abdullah Öcalan'ın 8 Ocak 2008'de İlter Türkmen'in adını soruna çözümde katkıda bulunacak 'âkil adam' olarak telaffuz ettiğine ilişkin göndermenin tarihini düzeltmek gerekiyor.
Dünkü yazıda Öcalan'ın Marti Ahtisaari'nin adından söz ettiğini, İlter Türkmen'den söz ettiğini ise hatırlamadığımı belirtmiştim. Söylemiş.
Kürt sorununa ilişkin gün be gün gelişmeleri en iyi izlemek bakımından vazgeçilmez bir kılavuz Referans gazetesinde Cevdet Aşkın'ın üç yıldır sürdürdüğü köşesi. Cevdet Aşkın, 28 Aralık 2007 tarihinde 18:30 itibarıyla aşağıdaki notu düşmüş ve 29 Aralık 2007 tarihli Referans'ta yayımlanmış:
“Abdullah Öcalan, cuma günü Fırat Haber Ajansı'nda yayımlanan açıklamalarında Kürt sorununun çözümünde bir muhatap sorununun yaşandığından söz ederek “Bu çözümsüzlük ve tıkanıklık ciddi bir sorundur. Ben bütün Türkiye demokratlarını, aydınlarını -sağ, sol ayrımı yapmıyorum- buna karşı somut bir duruş geliştirmeye çağırıyorum. Önümüzdeki iki ay doğru değerlendirilmelidir. Hemen bir âkil adamlar komisyonu kurulmalıdır. 'Bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun' demiyorum. Devletin seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Neden İlter Türkmen'i örnek olarak veriyorum? Çünkü İlter Türkmen bu devlete hizmet etmiş biridir, devleti de bizi de iyi tanıyor. Onların belirleyeceği esaslar çerçevesinde silahlar bırakılabilir” dedi.
Yani, Cevdet Aşkın doğru dürüst izlenmiş olsa, şu 'âkil adam' konusunun Murat Karayılan'ın Hasan Cemal'e yaptığı açıklamalardan bir buçuk yıl önce bizzat Abdullah Öcalan tarafından ortaya atılmış olduğu, görülür anlaşılırdı.
Ama bazı şeyler zamanı geldiğinde yankı bulur. PKK'nın silahları susturması, dağdan inmesinin yolu-yordamının tartışılması ve bu çerçevede Kürt sorununun çözüm rotasına girme şansı, belli ki, 2009 itibarıyla 2007 sonuna oranla daha uygun bir zaman diliminde söz konusu olabiliyor.
Yine dün yazı başlığı olarak 'Kürt sorununda 'iyimserlik işaretleri' başlığını atmış ve yazıyı 'Son günlerde esen hava o ki, Kürt sorununun çözümüne ilişkin 'iyimserlik işaretleri' kötümser duyguların üzerine çıkmış durumda' cümlesiyle noktalamıştık.
Konu, Türkiye'nin bir türlü üstesinden gelemediği sorunlar olunca, Kürt ya da Kıbrıs veya Ermenistan ile normalleşme gibi, iyimserlik ile kötümserlik arasında hızlı gelgitler ve hızlı yer değiştirmeler beklenebilir. 'İyimserlik' ancak bu sorunun çözümü doğrultusunda 'siyasi cesaret' ile beslenebilir.
Çözüm niyetinden kuşkulanmak için bir neden yok. Acaba 'siyasi cesaret' var mı?
Ya da yeterli ölçüde mi?
Emin değiliz. 'İhtiyat'ı elden bırakmayalım. Eş oranda bir 'ihtiyatlı iyimserlik' veya 'ihtiyatlı kötümserlik' içinde bulunmak 'gerçekçi' bir konumda durmak olur.
***
Radikal'in dünkü sayısında dün 'Kürt aydınlar da 'âkil adam' diyor' başlıklı bir haber yer aldı. Hemen hemen tümü PKK ile yakından uzaktan ilişkisi olmayan önde gelen Kürt şahsiyetler sözleşmişcesine çözüme yönelik girişimlerin 'kapalı kapılar ardında' sürdürülmesi gerektiğini belirtiyorlar.
Çözüm, kuşkusuz, kapalı kapılar ardında yani 'çaktırmadan' olamaz. Türk-Kürt tarihî beraberliğinin çatısını ve omurgasını oluşturma çerçevesi ancak büyük insan kitlelerinin uzlaşmasını ifade edeceği için, doğası gereği 'çözüm'ün çaktırmadan olması mümkün değildir.
Bununla birlikte 'çözüm girişimleri'nin 'kapalı kapılar ardında' yapılmasının 'çözümün selameti' açısından gereği var. Konu zaten basında ve televizyon ekranlarında enine boyuna tartışılıyor. Ne var ki, siyasi karar vericinin ya da siyasi kararın oluşmasında etkisi olacakların kamuoyu önünde konuyu tartışmaları, görüşüne başvurulan Kürt şahsiyetlerden birinin isabetle ifade ettiği gibi kolaylıkla 'sen-ben tartışması'na dönüşebilir ve çözümün önünü kolaylıkla tıkar. Siz, Salı günleri siyasi parti liderlerinin grup konuşmalarından Türkiye için hayırlı bir şey çıktığını hiç gördünüz mü?
Türk siyasetinin yapısı, çözüm üretmeye uygun değil. Türkiye'nin temel sorunları, siyaset düzleminde çözüm üretmeye değil tıkanıklığa gitme özelliğini taşıyorlar. Ülkemizin 'âkil adamı' İlter Türkmen, önceki günkü Milliyet'te Devrim Sevimay ile söyleşisinde bu noktayı 'siyasi cesaret' kavramıyla irtibatlandırarak vurguluyordu. Ak Parti'nin 'Fırat'ın batısında oy kaybetme ihtimali' bulunan bir 'çözüm paketi hazırlaması'nın 'cesaret edilebilecek bir şey' olduğuna dair soruya şu karşılığı vermişti:
“Zaten bütün problem Türkiye'de bu. Hükümetler aslında ne yapılması gerektiğini görüyorlar, ama buna cesaret edemiyorlar. Biz Kıbrıs meselesinde de böyle yaptık. Ermeni meselesinde de böyle yaptık. Tam yerinde, akılcı bir şey yapılacak, birdenbire tereddütler başlıyor ve arkasından kilitlenmeye gidiliyor.”
Ağzımız sütten sık sık yanmış olduğu için yoğurdu bu kez üfleyerek yiyelim ve Kürt sorununda adım atılması umutlarının aniden canlandığı şu günlerde 'siyasi cesaret zaafı'nın da baş gösterebileceğini aklımıza yerleştirelim.
Tam da bu yüzden konuyu 'kapalı kapılar ardına' çekmek, daha 'hayırlı' bir gidişatın önünü açabilir.
***
Gelip dayandığımız noktayı bir kez daha hatırlayalım: PKK'nın dağa çıkma nedenleri ortadan kalkmıştır. PKK, daha 'ayrılıkçı' bir proje için, 'Kürt bağımsızlığına silahlı mücadele yoluyla ulaşmak' amacıyla dağa çıkmıştır. Bu hedefini terk ettiğini ilân ediyor ve hedef diye şimdi açıkladığı şeyler, elde edilmesi için silahlı mücadele gerektirmeyen şeyler. Yapılabilir, uygulanabilir şeyler. Gelgelelim, PKK çıktığı dağdan inemiyor. İnmesi gerekiyor. İndirecek şartları oluşturmak gerekiyor ve bu tek başına PKK'nın alacağı kararla olabilecek bir şey değil.
Dolayısıyla, gelip dayandığımız nokta geçmişte olan-bitenler ile karşılaştırıldığında pek kolay gözükse de, o kadar basit ve kolay değil. Şiddetin sona erdirilmesi çabasının bir 'Sisyphus Efsanesi'ne dönüşmesi işten bile değil. Hani Yunan mitolojisinde koca bir kayayı zirveye taşıyan Korent Kralı Sisyphus'un tam zirveye ulaşacağı sırada kaya ile birlikte aşağıya yuvarlanması ve her şeye sıfırdan başlamanın ebedî bir çile haline gelmesi öyküsü.
Ama her şeyin başında -girişimler bir dönem kapalı kapılar ardına çekilse bile- 'siyasi cesaret' geliyor.
Tayyip Erdoğan ve Ak Parti iktidarında bu var mı?
Olduğunu umut edelim...